Ana sayfa / Indian path · level 2 / Ders 8 / 25

Kilitli

Fasıl, hâssa, araz-ı âm

3. Seviye'ye dön

Preview

A look at lesson 8 of level 2. Level 2 opens after level 1; until then you can read this lesson, but its test and the way on stay closed.

Indian path · level 2 · al-Mirqāt · Ders 8 / 25

Fasıl, hâssa, araz-ı âm

Beş küllî

الكُلِّيَّات الخَمْس

Arabic text after the print of Deoband after 1336/1917 · translation by The Mantiqi, draft

About this text

al-Mirqāt المِرْقاة

Faḍl-i Imām Khayrābādī (d. 1243 or 1244/1828–29)

Text
Arabic: al-Mirqāt, with al-Shīrkūtī's gloss al-Mirʾāt (gloss not reproduced), checked against the Delhi print of 1286/1869 (Sayyid al-Maṭābiʿ); vowel marks added by The Mantiqi (draft), Kutub Khāna Iʿzāziyya, Deoband after 1336/1917 View the scan
Translation
The Mantiqi's own; a draft.
Review
Draft, awaiting review by Ustadh Muhammad Yusuf.

Metin Faḍl-i Imām Khayrābādī

فَصْلٌ

الثّالِثُ الفَصْلُ، وَهُوَ كُلِّيٌّ مَقُولٌ عَلَى الشَّيْءِ فِي جَوابِ «أَيُّ شَيْءٍ هُوَ فِي ذاتِهِ»، كَما إِذا سُئِلَ: «الإِنْسانُ بِأَيِّ شَيْءٍ هُوَ فِي ذاتِهِ؟» فَيُجابُ بِأَنَّهُ ناطِقٌ. وَهُوَ قِسْمانِ: قَرِيبٌ وَبَعِيدٌ؛ فَالقَرِيبُ هُوَ المُمَيِّزُ عَنِ المُشارِكاتِ فِي الجِنْسِ القَرِيبِ، وَالبَعِيدُ هُوَ المُمَيِّزُ عَنِ المُشارِكاتِ فِي الجِنْسِ البَعِيدِ؛ فَالأَوَّلُ كَالنّاطِقِ لِلْإِنْسانِ، وَالثّانِي كَالحَسّاسِ لَهُ. وَلِلْفَصْلِ نِسْبَةٌ إِلَى النَّوْعِ فَيُسَمَّى مُقَوِّمًا؛ لِدُخُولِهِ فِي قِوامِ النَّوْعِ وَحَقِيقَتِهِ، وَنِسْبَةٌ إِلَى الجِنْسِ فَيُسَمَّى مُقَسِّمًا؛ لِأَنَّهُ يُقَسِّمُ الجِنْسَ وَيُحَصِّلُ قِسْمًا لَهُ، كَالنّاطِقِ، فَهُوَ مُقَوِّمٌ لِلْإِنْسانِ؛ لِأَنَّ الإِنْسانَ هُوَ الحَيَوانُ النّاطِقُ، وَمُقَسِّمٌ لِلْحَيَوانِ؛ لِأَنَّ بِالنّاطِقِ حَصَلَ لِلْحَيَوانِ قِسْمانِ: أَحَدُهُما الحَيَوانُ النّاطِقُ، وَالآخَرُ الحَيَوانُ الغَيْرُ النّاطِقِ.

Üçüncüsü : “ o hangi şeydir?” sorusuna cevap olarak bir şey hakkında söylenen ; “İnsan zâtında hangi şeyle [ayrılır]?” diye sorulduğunda onun olduğu cevabının verilmesi gibi. Fasıl iki kısımdır: yakın ve uzak. Yakın fasıl, [şeyi] yakın cinste kendisiyle ortak olanlardan ayıran; uzak fasıl ise uzak cinste kendisiyle ortak olanlardan ayırandır. Birincisi insan için nâtık, ikincisi onun için hisseden (hassâs) gibidir. Faslın ile bir nisbeti vardır; bu bakımdan ona mukavvim (kurucu) denir, çünkü nevin kıvamına (yapısına) ve girer. ile de bir nisbeti vardır; bu bakımdan ona mukassim (bölücü) denir, çünkü cinsi böler ve onun bir kısmını meydana getirir. Nâtık gibi: o, insan için mukavvimdir, çünkü insan nâtık hayvandır; hayvan için de mukassimdir, çünkü nâtık ile hayvanın iki kısmı meydana gelmiştir: biri nâtık hayvan, diğeri nâtık olmayan hayvan.

al-Mirqāt · s. 19

فَصْلٌ

كُلُّ مُقَوِّمٍ لِلْعالِي مُقَوِّمٌ لِلسّافِلِ، كَالقابِلِ لِلْأَبْعادِ، فَإِنَّهُ مُقَوِّمٌ لِلْجِسْمِ، وَهُوَ مُقَوِّمٌ لِلْجِسْمِ النّامِي وَالحَيَوانِ وَالإِنْسانِ؛ وَكَالنّامِي، فَإِنَّهُ كَما أَنَّهُ مُقَوِّمٌ لِلْجِسْمِ النّامِي مُقَوِّمٌ لِلْحَيَوانِ وَمُقَوِّمٌ لِلْإِنْسانِ أَيْضًا؛ وَكَالحَسّاسِ وَالمُتَحَرِّكِ بِالإِرادَةِ، فَإِنَّهُما كَما أَنَّهُما مُقَوِّمانِ لِلْحَيَوانِ كَذٰلِكَ مُقَوِّمانِ لِلْإِنْسانِ. وَلَيْسَ كُلُّ مُقَوِّمٍ لِلسّافِلِ مُقَوِّمًا لِلْعالِي، فَإِنَّ النّاطِقَ مُقَوِّمٌ لِلْإِنْسانِ وَلَيْسَ مُقَوِّمًا لِلْحَيَوانِ.

Âlî için mukavvim olan her şey sâfil için de mukavvimdir. “Boyutları kabul eden” gibi: o, cisim için mukavvimdir; dolayısıyla nemâ eden cisim, hayvan ve insan için de mukavvimdir. Ya da nemâ eden (büyüyen) gibi: o, nemâ eden cisim için mukavvim olduğu gibi hayvan ve insan için de mukavvimdir. Ya da hisseden ve iradeyle hareket eden gibi: bu ikisi hayvan için mukavvim oldukları gibi insan için de mukavvimdir. Fakat sâfil için mukavvim olan her şey âlî için mukavvim değildir: , insan için mukavvimdir, fakat hayvan için mukavvim değildir.

al-Mirqāt · s. 19

فَصْلٌ

كُلُّ فَصْلٍ مُقَسِّمٌ لِلسّافِلِ مُقَسِّمٌ لِلْعالِي، فَالنّاطِقُ كَما يُقَسِّمُ الحَيَوانَ إِلَى النّاطِقِ وَغَيْرِ النّاطِقِ كَذٰلِكَ يُقَسِّمُ الجِسْمَ المُطْلَقَ إِلَيْهِما. وَلَيْسَ كُلُّ مُقَسِّمٍ لِلْعالِي مُقَسِّمًا لِلسّافِلِ، فَإِنَّ الحَسّاسَ مَثَلًا يُقَسِّمُ الجِسْمَ النّامِيَ إِلَى الحَسّاسِ وَإِلَى الجِسْمِ النّامِي الغَيْرِ الحَسّاسِ، وَلَيْسَ يُقَسِّمُ الحَيَوانَ إِلَيْهِما؛ فَإِنَّ كُلَّ حَيَوانٍ حَسّاسٌ، وَلا يُوجَدُ حَيَوانٌ غَيْرُ حَسّاسٍ.

Sâfil için mukassim olan her âlî için de mukassimdir: , hayvanı nâtık ve nâtık olmayan olarak böldüğü gibi, mutlak cismi de bu ikisine böler. Fakat âlî için mukassim olan her şey sâfil için mukassim değildir: mesela hisseden, nemâ eden cismi hisseden ve hissetmeyen nemâ eden cisim olarak böler; fakat hayvanı bu ikisine bölmez; çünkü her hayvan hissedendir ve hissetmeyen bir hayvan bulunmaz.

al-Mirqāt · s. 19

فَصْلٌ

الكُلِّيُّ الرّابِعُ الخاصَّةُ، وَهُوَ كُلِّيٌّ خارِجٌ عَنْ حَقِيقَةِ الأَفْرادِ، مَحْمُولٌ عَلَى أَفْرادٍ واقِعَةٍ تَحْتَ حَقِيقَةٍ واحِدَةٍ فَقَطْ، كَالضّاحِكِ لِلْإِنْسانِ وَالكاتِبِ لَهُ.

Dördüncü : fertlerin dışında olup yalnızca tek bir hakikatin altına giren fertler hakkında küllîdir; insan için gülen ve yine onun için yazan (kâtip) gibi.

al-Mirqāt · s. 20

فَصْلٌ

الخامِسُ مِنَ الكُلِّيّاتِ العَرَضُ العامُّ، وَهُوَ الكُلِّيُّ الخارِجُ المَقُولُ عَلَى أَفْرادِ حَقِيقَةٍ واحِدَةٍ وَعَلَى غَيْرِها، كَالماشِي المَحْمُولِ عَلَى أَفْرادِ الإِنْسانِ وَالفَرَسِ.

Küllîlerin beşincisi : [] dışında olup tek bir hakikatin fertleri hakkında ve başkaları hakkında da söylenen ; insanın ve atın fertleri hakkında yürüyen gibi.

al-Mirqāt · s. 20

فائِدَةٌ

وَإِذْ قَدْ عَلِمْتَ مِمّا ذَكَرْنا أَنَّ الكُلِّيّاتِ خَمْسٌ: الأَوَّلُ الجِنْسُ، وَالثّانِي النَّوْعُ، وَالثّالِثُ الفَصْلُ، وَالرّابِعُ الخاصَّةُ، وَالخامِسُ العَرَضُ العامُّ، فَاعْلَمْ أَنَّ الثَّلاثَةَ الأُوَلَ يُقالُ لَها الذّاتِيّاتُ، وَيُقالُ لِلْأَخِيرَيْنِ العَرَضِيّاتُ، وَقَدْ يَخْتَصُّ اسْمُ الذّاتِيِّ بِالجِنْسِ وَالفَصْلِ فَقَطْ، وَلا يُطْلَقُ عَلَى النَّوْعِ بِهٰذا الإِطْلاقِ لَفْظُ الذّاتِيِّ.

Söylediklerimizden küllîlerin beş olduğunu öğrendiğine göre —birincisi , ikincisi , üçüncüsü , dördüncüsü ve beşincisi — bil ki ilk üçüne zâtîler (zâtiyyât), son ikisine ise arazîler (arazıyyât) denir. “” adı bazen yalnızca cins ve fasla tahsis edilir; bu kullanımda nev için “zâtî” lafzı kullanılmaz.

al-Mirqāt · s. 20

فَصْلٌ

العَرَضِيُّ، أَعْنِي الخاصَّةَ وَالعَرَضَ العامَّ، يَنْقَسِمُ إِلَى لازِمٍ وَمُفارِقٍ؛ فَاللّازِمُ ما يَمْتَنِعُ انْفِكاكُهُ عَنِ الشَّيْءِ، إِمّا بِالنَّظَرِ إِلَى الماهِيَّةِ، كَالزَّوْجِيَّةِ لِلْأَرْبَعَةِ وَالفَرْدِيَّةِ لِلثَّلاثَةِ؛ فَإِنَّ انْفِكاكَ الزَّوْجِيَّةِ عَنِ الأَرْبَعَةِ وَالفَرْدِيَّةِ عَنِ الثَّلاثَةِ مُسْتَحِيلٌ؛ وَإِمّا بِالنَّظَرِ إِلَى الوُجُودِ، كَالسَّوادِ لِلْحَبَشِيِّ؛ فَإِنَّ انْفِكاكَ السَّوادِ عَنْ وُجُودِ الحَبَشِيِّ مُسْتَحِيلٌ لا عَنْ ماهِيَّتِهِ؛ لِأَنَّ ماهِيَّتَهُ الإِنْسانُ، وَظاهِرٌ أَنَّ السَّوادَ لَيْسَ بِلازِمٍ لِلْإِنْسانِ. وَأَمّا العَرَضُ المُفارِقُ فَما لَمْ يَمْتَنِعِ انْفِكاكُهُ عَنِ المَلْزُومِ، كَالكِتابَةِ بِالفِعْلِ لِلْإِنْسانِ، وَالمَشْيِ بِالفِعْلِ لَهُ.

, yani ve , ve mufârık olarak ikiye ayrılır. Lâzım, şeyden ayrılması imkânsız olandır. Bu ya mâhiyete göredir, dört için çiftlik ve üç için teklik gibi; çünkü çiftliğin dörtten ve tekliğin üçten ayrılması muhaldir. Ya da varlığa (vücuda) göredir, Habeşli için siyahlık gibi; çünkü siyahlığın Habeşlinin varlığından ayrılması muhaldir, fakat mâhiyetinden değil; zira onun mâhiyeti insandır ve siyahlığın insan için lâzım olmadığı açıktır. Araz-ı mufârık ise melzumdan (eşlik ettiği şeyden) ayrılması imkânsız olmayandır; insan için yazma ve yine onun için bilfiil yürüme gibi.

al-Mirqāt · s. 20

فَصْلٌ

وَالعَرَضُ اللّازِمُ قِسْمانِ: الأَوَّلُ ما يَلْزَمُ تَصَوُّرُهُ مِنْ تَصَوُّرِ المَلْزُومِ، كَالبَصَرِ لِلْعَمَى؛ وَالثّانِي ما يَلْزَمُ مِنْ تَصَوُّرِ المَلْزُومِ وَاللّازِمِ الجَزْمُ بِاللُّزُومِ، كَالزَّوْجِيَّةِ لِلْأَرْبَعَةِ؛ فَإِنَّ مَنْ تَصَوَّرَ الأَرْبَعَةَ وَتَصَوَّرَ مَفْهُومَ الزَّوْجِيَّةِ يَجْزِمُ بَداهَةً أَنَّ الأَرْبَعَةَ زَوْجٌ وَمُنْقَسِمَةٌ بِمُتَساوِيَيْنِ.

Araz-ı iki kısımdır. Birincisi, melzumun tasavvurundan kendi tasavvuru lâzım gelendir; körlük için görme gibi. İkincisi, melzumun ve lâzımın tasavvurundan lüzumun kesin olarak bilinmesi (cezm) lâzım gelendir; dört için çiftlik gibi: dördü eden ve çiftlik mefhumunu tasavvur eden kimse, dördün çift olduğunu ve iki eşit parçaya bölündüğünü bedîhî olarak kesinlikle bilir.

al-Mirqāt · s. 21

فَصْلٌ

العَرَضُ المُفارِقُ، أَعْنِي ما يُمْكِنُ انْفِكاكُهُ عَنِ المَعْرُوضِ، أَيْضًا قِسْمانِ: أَحَدُهُما ما يَدُومُ عُرُوضُهُ لِلْمَلْزُومِ، كَالحَرَكَةِ لِلْفَلَكِ؛ وَالثّانِي ما يَزُولُ عَنْهُ، إِمّا بِسُرْعَةٍ، كَحُمْرَةِ الخَجَلِ وَصُفْرَةِ الوَجَلِ، أَوْ بِبُطْءٍ، كَالشَّيْبِ وَالشَّبابِ.

Araz-ı mufârık, yani ma'rûzdan (ilişik olduğu şeyden) ayrılması mümkün olan, de iki kısımdır. Biri, melzuma ilişmesi (urûz) devamlı olandır; felek için hareket gibi. İkincisi ondan zâil olandır (geçip gidendir); bu ya hızlı olur, utanma kızarıklığı ve korku sarılığı gibi; ya da yavaş olur, saçın ağarması ve gençlik gibi.

al-Mirqāt · s. 21

Kendini sına

Şerhin açıkladıkları üzerine 3 soru. 10 üzerinden 6 veya daha fazlasıyla (iki yıldız) sonraki ders açılır.

  1. Soru 1

    el-Mirkât “nâtık”ın “insan”a ve “hayvan”a nisbetini nasıl tarif eder?

  2. Soru 2

    “Hisseden” (hassâs), nemâ eden cismi hisseden ve hissetmeyen diye böler, fakat hayvanı bölmez. el-Mirkât bundan hangi kuralı çıkarır?

  3. Soru 3

    Siyahlık Habeşlinin varlığından ayrılamaz, fakat mâhiyetinden ayrılabilir. el-Mirkât onu nasıl sınıflandırır?

Sıradaki ders: Tarifler

Devam et →