Ana sayfa / Indian path · level 2 / Ders 3 / 25

Kilitli

Delâlet

3. Seviye'ye dön

Preview

A look at lesson 3 of level 2. Level 2 opens after level 1; until then you can read this lesson, but its test and the way on stay closed.

Indian path · level 2 · al-Mirqāt · Ders 3 / 25

Delâlet

Lafızlar ve delâlet

الأَلْفَاظ وَالدَّلَالَة

Arabic text after the print of Deoband after 1336/1917 · translation by The Mantiqi, draft

About this text

al-Mirqāt المِرْقاة

Faḍl-i Imām Khayrābādī (d. 1243 or 1244/1828–29)

Text
Arabic: al-Mirqāt, with al-Shīrkūtī's gloss al-Mirʾāt (gloss not reproduced), checked against the Delhi print of 1286/1869 (Sayyid al-Maṭābiʿ); vowel marks added by The Mantiqi (draft), Kutub Khāna Iʿzāziyya, Deoband after 1336/1917 View the scan
Translation
The Mantiqi's own; a draft.
Review
Draft, awaiting review by Ustadh Muhammad Yusuf.

Metin Faḍl-i Imām Khayrābādī

فَصْلٌ فِي الدَّلالَةِ

الدَّلالَةُ لُغَةً هُوَ الإِرْشادُ، وَفِي الاِصْطِلاحِ كَوْنُ الشَّيْءِ بِحَيْثُ يَلْزَمُ مِنَ العِلْمِ بِهِ العِلْمُ بِشَيْءٍ آخَرَ. وَالدَّلالَةُ قِسْمانِ: لَفْظِيَّةٌ وَغَيْرُ لَفْظِيَّةٍ؛ وَاللَّفْظِيَّةُ ما يَكُونُ الدّالُّ فِيهِ اللَّفْظَ، وَغَيْرُ اللَّفْظِيَّةِ ما لا يَكُونُ الدّالُّ فِيهِ اللَّفْظَ. وَكُلٌّ مِنْهُما عَلَى ثَلاثَةِ أَنْحاءٍ: أَحَدُها اللَّفْظِيَّةُ الوَضْعِيَّةُ، كَدَلالَةِ لَفْظِ «زَيْدٍ» عَلَى مُسَمّاهُ؛ وَثانِيها اللَّفْظِيَّةُ الطَّبْعِيَّةُ، كَدَلالَةِ لَفْظِ «أُحْ» بِضَمِّ الهَمْزَةِ وَسُكُونِ الحاءِ المُهْمَلَةِ، وَقِيلَ بِفَتْحِها، عَلَى وَجَعِ الصَّدْرِ، فَإِنَّ الطَّبِيعَةَ تَضْطَرُّ بِإِحْداثِ هٰذا اللَّفْظِ عِنْدَ عُرُوضِ الوَجَعِ فِي الصَّدْرِ؛ وَثالِثُها اللَّفْظِيَّةُ العَقْلِيَّةُ، كَدَلالَةِ لَفْظِ «دَيْز» المَسْمُوعِ مِنْ وَراءِ الجِدارِ عَلَى وُجُودِ اللّافِظِ؛ وَرابِعُها غَيْرُ اللَّفْظِيَّةِ الوَضْعِيَّةُ، كَدَلالَةِ الدَّوالِّ الأَرْبَعِ عَلَى مَدْلُولاتِها؛ وَخامِسُها غَيْرُ اللَّفْظِيَّةِ الطَّبِيعِيَّةُ، كَدَلالَةِ صَهِيلِ الفَرَسِ عَلَى طَلَبِ الماءِ وَالكَلَإِ؛ وَسادِسُها الغَيْرُ اللَّفْظِيَّةِ العَقْلِيَّةُ، كَدَلالَةِ الدُّخانِ عَلَى النّارِ فَهٰذِهِ سِتُّ دَلالاتٍ، وَالمَنْطِقِيُّ إِنَّما يَبْحَثُ عَنِ الدَّلالَةِ اللَّفْظِيَّةِ الوَضْعِيَّةِ؛ لِأَنَّ الإِفادَةَ لِلْغَيْرِ وَالاِسْتِفادَةَ مِنَ الغَيْرِ إِنَّما يَتَيَسَّرُ بِها بِسُهُولَةٍ، بِخِلافِ غَيْرِها؛ فَإِنَّ الإِفادَةَ وَالاِسْتِفادَةَ بِها لا يَخْلُو عَنْ صُعُوبَةٍ.

sözlükte yol göstermek (irşad) demektir; ıstılahta ise bir şeyin, kendisini bilmekten başka bir şeyi bilmenin geleceği bir hâlde olmasıdır. Delâlet iki kısımdır: lafzî ve lafzî olmayan. Lafzî delâlet, delâlet edenin olduğu; lafzî olmayan ise delâlet edenin lafız olmadığı delâlettir. Bunların her biri üç çeşittir [; böylece altı olur]. Birincisi lafzî delâlettir, “Zayd” lafzının adlandırdığı kişiye delâleti gibi. İkincisi lafzî tabiî delâlettir, hemzenin ötresi ve noktasız hânın sükûnuyla —fethasıyla olduğu da söylenmiştir— “uh” (أُحْ) lafzının göğüs ağrısına delâleti gibi; çünkü göğüste ağrı baş gösterdiğinde tabiat bu sesi çıkarmaya zorlar. Üçüncüsü lafzî aklî delâlettir, duvarın arkasından işitilen “deyz” (دَيْز) lafzının söyleyenin varlığına delâleti gibi. Dördüncüsü lafzî olmayan vaz'î delâlettir, dört delâlet edicinin [yazı, işaretler, ukad (parmak düğümleri) ve nusub (dikili alametler)] delâlet ettikleri şeylere delâleti gibi. Beşincisi lafzî olmayan tabiî delâlettir, atın kişnemesinin su ve ot istediğine delâleti gibi. Altıncısı lafzî olmayan aklî delâlettir, dumanın ateşe delâleti gibi. Bunlar altı delâlettir. Mantıkçı ancak lafzî vaz'î delâleti araştırır; çünkü başkasına bilgi aktarmak ve başkasından bilgi almak ancak onunla kolayca mümkün olur; diğerleri böyle değildir, zira onlarla bilgi aktarmak ve almak zorluktan hâlî değildir.

al-Mirqāt · s. 8

فَصْلٌ

وَيَنْبَغِي أَنْ تَعْلَمَ أَنَّ الدَّلالَةَ اللَّفْظِيَّةَ الوَضْعِيَّةَ الَّتِي لَها العِبْرَةُ فِي مُحاوَراتِ العُلُومِ عَلَى ثَلاثَةِ أَنْحاءٍ: أَحَدُها المُطابَقِيَّةُ، وَهِيَ أَنْ يَدُلَّ اللَّفْظُ عَلَى تَمامِ ما وُضِعَ ذٰلِكَ اللَّفْظُ لَهُ، كَدَلالَةِ الإِنْسانِ عَلَى مَجْمُوعِ الحَيَوانِ وَالنّاطِقِ؛ وَثانِيها التَّضَمُّنِيَّةُ، وَهِيَ أَنْ يَدُلَّ اللَّفْظُ عَلَى جُزْءِ المَعْنَى المَوْضُوعِ لَهُ، كَدَلالَتِهِ عَلَى الحَيَوانِ فَقَطْ أَوْ عَلَى النّاطِقِ فَقَطْ؛ وَثالِثُها الدَّلالَةُ الاِلْتِزامِيَّةُ، وَهِيَ أَنْ لا يَدُلَّ اللَّفْظُ عَلَى المَوْضُوعِ لَهُ وَلا عَلَى جُزْئِهِ، بَلْ عَلَى مَعْنًى خارِجٍ لازِمٍ لِلْمَوْضُوعِ لَهُ، وَاللّازِمُ هُوَ ما يَنْتَقِلُ الذِّهْنُ مِنَ المَوْضُوعِ لَهُ إِلَيْهِ، كَدَلالَةِ الإِنْسانِ عَلَى قابِلِ العِلْمِ وَصَنْعَةِ الكِتابَةِ، وَكَدَلالَةِ لَفْظِ العَمَى عَلَى البَصَرِ.

Bilmelisin ki müzakerelerinde itibar edilen lafzî üç çeşittir. Birincisi delâletidir: , kendisi için konulduğu şeyin tamamına delâlet etmesidir; “insan”ın hayvan ile nâtıkın toplamına delâleti gibi. İkincisi delâletidir: lafzın, kendisi için konulduğu anlamın bir parçasına delâlet etmesidir; onun yalnızca hayvana ya da yalnızca delâleti gibi. Üçüncüsü delâletidir: lafzın ne kendisi için konulduğu şeye ne de onun parçasına, aksine kendisi için konulduğu şeyin dışında olup ona olan bir anlama delâlet etmesidir. Lâzım, zihnin kendisi için konulmuş olandan ona intikal ettiği (geçtiği) şeydir; “insan”ın ilme ve yazı sanatına kabiliyetli olana delâleti ve “körlük” lafzının görmeye delâleti gibi.

al-Mirqāt · s. 9

فَصْلٌ

الدَّلالَةُ التَّضَمُّنِيَّةُ وَالاِلْتِزامِيَّةُ لا تُوجَدانِ بِدُونِ المُطابَقَةِ؛ وَذٰلِكَ لِأَنَّ الجُزْءَ لا يُتَصَوَّرُ بِدُونِ الكُلِّ، وَكَذا اللّازِمُ بِدُونِ المَلْزُومِ، وَالتّابِعُ لا يُوجَدُ بِدُونِ المَتْبُوعِ. وَالمُطابَقَةُ قَدْ تُوجَدُ بِدُونِهِما؛ لِجَوازِ أَنْ يُوضَعَ اللَّفْظُ لِمَعْنًى بَسِيطٍ لا جُزْءَ لَهُ وَلا لازِمَ لَهُ. فَإِنْ قُلْتَ: لا نُسَلِّمُ أَنَّهُ يُوجَدُ مَعْنًى لا لازِمَ لَهُ، فَإِنَّ لِكُلِّ مَعْنًى لازِمًا البَتَّةَ، وَأَقَلُّهُ أَنْ «لَيْسَ غَيْرَهُ». قُلْنا: المُرادُ بِاللّازِمِ هُوَ اللّازِمُ البَيِّنُ الَّذِي يَنْتَقِلُ الذِّهْنُ مِنَ المَلْزُومِ إِلَيْهِ، وَقَوْلُكَ «لَيْسَ غَيْرَهُ» لَيْسَ مِنَ اللَّوازِمِ البَيِّنَةِ؛ لِأَنّا كَثِيرًا ما نَتَصَوَّرُ المَعانِيَ وَلا يَخْطُرُ بِبالِنا مَعْنَى الغَيْرِ، فَضْلًا عَنْ كَوْنِهِ «لَيْسَ غَيْرَهُ».

ve delâletleri olmaksızın bulunmaz. Çünkü parça bütün olmaksızın edilmez; da melzum (kendisine eşlik ettiği şey) olmaksızın [tasavvur edilmez]; tâbi de metbu olmaksızın bulunmaz. Mutâbakat ise bazen bu ikisi olmaksızın bulunur; çünkü , ne parçası ne de lâzımı olan basit bir anlam için konulması caizdir. Eğer “Lâzımı olmayan bir anlamın bulunduğunu kabul etmiyoruz; çünkü her anlamın kesinlikle bir lâzımı vardır, en azı da onun ‘kendisinden başkası olmaması’dır” dersen, deriz ki: lâzımdan maksat, zihnin melzumdan ona intikal ettiği lâzım-ı beyyindir (apaçık lâzım). Senin “kendisinden başkası değildir” sözün apaçık lâzımlardan değildir; çünkü biz çoğu zaman anlamları tasavvur ederiz de “başka”nın anlamı aklımıza bile gelmez; nerede kaldı onun “kendisinden başkası olmaması”.

al-Mirqāt · s. 10

Kendini sına

Şerhin açıkladıkları üzerine 3 soru. 10 üzerinden 6 veya daha fazlasıyla (iki yıldız) sonraki ders açılır.

  1. Soru 1

    Göğsünde ağrı olan biri “uh” diye inler. el-Mirkât'a göre bu, altı delâlet çeşidinden hangisidir?

  2. Soru 2

    Mantıkçı neden yalnızca lafzî vaz'î delâleti inceler?

  3. Soru 3

    Mutâbakat delâleti iltizam delâleti olmaksızın bulunabilir; çünkü bir kelime, hiçbir lâzımı olmayan bir anlam için konulmuş olabilir. Bir itirazcı, her anlamın bir lâzımı olduğunu, en azından “kendisinden başkası olmamak” bulunduğunu söyler. el-Mirkât buna nasıl cevap verir?

Sıradaki ders: Müfred lafız ve çeşitleri

Devam et →