Arabic text after the print of Deoband after 1336/1917 · translation by The Mantiqi, draft
About this text
al-Mirqāt المِرْقاة
Faḍl-i Imām Khayrābādī (d. 1243 or 1244/1828–29)
Text
Arabic: al-Mirqāt, with al-Shīrkūtī's gloss al-Mirʾāt (gloss not reproduced), checked against the Delhi print of 1286/1869 (Sayyid al-Maṭābiʿ); vowel marks added by The Mantiqi (draft), Kutub Khāna Iʿzāziyya, Deoband after 1336/1917 View the scan
Translation
The Mantiqi's own; a draft.
Review
Draft, awaiting review by Ustadh Muhammad Yusuf.
Metin Faḍl-i Imām Khayrābādī
فصل
قد جَرَتْ عادَةُ المِيزانِيِّينَ أنّهم يُعَبِّرُونَ عنِ المَوْضُوعِ بـ«ج» وعنِ المَحْمُولِ بـ«ب»، فمَتى أرادُوا التَّعْبِيرَ عنِ المُوجَبَةِ الكُلِّيَّةِ يَقُولُونَ: «كُلُّ ج ب»، ومَقْصُودُهم مِن ذلك الإيجازُ ودَفْعُ تَوَهُّمِ الانْحِصارِ.
Mîzan ehlinin âdeti, “C” (ج) ile, “B” (ب) ile ifade etmek olmuştur. mûcibeyi ifade etmek istediklerinde “Her C B'dir” derler. Bundan maksatları kısalık ve [kuralın belirli bir madde ile] sınırlı olduğu vehmini gidermektir.
الحَمْلُ في اصْطِلاحِهِمُ اتِّحادُ المُتَغايِرَيْنِ في المَفْهُومِ بحَسَبِ الوُجُودِ؛ فَفي قَوْلِكَ: «زَيْدٌ كاتِبٌ» و«عَمْرٌو شاعِرٌ» مَفْهُومُ «زَيْدٍ» مُغايِرٌ لمَفْهُومِ «كاتِبٍ» لكنّهما مَوْجُودانِ بوُجُودٍ واحِدٍ، وكذا مَفْهُومُ «عَمْرٍو» و«شاعِرٍ» مُتَغايِرانِ وقَدِ اتَّحَدا في الوُجُودِ. ثُمَّ الحَمْلُ على قِسْمَيْنِ؛ لأنّه إنْ كانَ بواسِطَةِ «في» أو «ذُو» أوِ اللّامِ كما في قَوْلِكَ: «زَيْدٌ في الدّارِ» و«المالُ لِزَيْدٍ» و«خالِدٌ ذُو مالٍ» يُسَمّى الحَمْلَ بالاشْتِقاقِ، وإنْ لم يَكُنْ كذلك بل يُحْمَلُ شَيْءٌ على شَيْءٍ بلا واسِطَةِ هذه الوَسائِطِ يُقالُ لَهُ: الحَمْلُ بالمُواطاةِ، نحوُ: «عَمْرٌو طَبِيبٌ» و«بَكْرٌ فَصِيحٌ».
Haml, onların ıstılahında, mefhumda birbirinden farklı iki şeyin varlık bakımından birleşmesidir. Buna göre “Zayd kâtiptir” ve “ʿAmr şairdir” sözünde “Zayd” mefhumu “kâtip” mefhumundan farklıdır; fakat ikisi tek bir varlıkla mevcuttur. Aynı şekilde “ʿAmr” ve “şair” mefhumları da farklıdır, ama varlıkta birleşmişlerdir. Sonra haml iki kısımdır. Çünkü “fî” (“-de”), “zû” (“sahibi”) ya da lâm [“-e ait”] vasıtasıyla olursa —“Zayd evdedir”, “Mal Zayd'ındır” ve “Khālid mal sahibidir” demen gibi— buna iştikak yoluyla haml (haml bi'l-iştikak) denir. Böyle değil de bir şey bu vasıtalar olmaksızın bir şeye hamledilirse, buna muvâtât yoluyla haml (haml bi'l-muvâtât) denir; “ʿAmr hekimdir” ve “Bakr fasihtir” gibi.
تَقْسِيمٌ آخَرُ لِلْحَمْلِيَّةِ: مَوْضُوعُ الحَمْلِيَّةِ إنْ كانَ مَوْجُودًا في الخارِجِ وكانَ الحُكْمُ فيها باعْتِبارِ تَحَقُّقِ المَوْضُوعِ ووُجُودِهِ في الخارِجِ كانَتِ القَضِيَّةُ خارِجِيَّةً، نحوُ: «الإنْسانُ كاتِبٌ»، وإنْ كانَ مَوْجُودًا في الذِّهْنِ وكانَ الحُكْمُ باعْتِبارِ خُصُوصِ وُجُودِهِ في الذِّهْنِ كانَتْ ذِهْنِيَّةً، نحوُ: «الإنْسانُ كُلِّيٌّ»، وإنْ كانَ الحُكْمُ باعْتِبارِ تَقَرُّرِهِ في الواقِعِ مَعَ عَزْلِ النَّظَرِ عن خُصُوصِيَّةِ ظَرْفِ الخارِجِ أوِ الذِّهْنِ سُمِّيَتِ القَضِيَّةُ حَقِيقِيَّةً، نحوُ: «الأرْبَعَةُ زَوْجٌ» و«السِّتَّةُ ضِعْفُ الثَّلاثَةِ».
başka bir taksimi: Hamlî önermenin dış dünyada (hâriçte) mevcut olur ve onda hüküm, konunun dış dünyada gerçekleşmesi ve bulunması bakımından verilirse önerme hâriciyye olur; “İnsan kâtiptir” gibi. Konu zihinde mevcut olur ve hüküm özellikle onun zihindeki varlığı bakımından verilirse önerme zihniyye olur; “İnsan ” gibi. Hüküm, dış dünya ya da zihin zarfının özelliğine bakılmaksızın, konunun vâkıada (nefsü'l-emrde) sabit olması bakımından verilirse önerme hakikiyye diye adlandırılır; “Dört çifttir” ve “Altı, üçün iki katıdır” gibi.
القَضِيَّةُ المُوجَبَةُ وكذا السّالِبَةُ تَنْقَسِمانِ إلى مَعْدُولَةٍ وغَيْرِ مَعْدُولَةٍ؛ فالمَعْدُولَةُ ما يَكُونُ فيه حَرْفُ السَّلْبِ جُزْءًا مِنَ المَوْضُوعِ أو مِنَ المَحْمُولِ أو كِلَيْهِما. مِثالُ الأوَّلِ قَوْلُنا: «اللّاحَيُّ جَمادٌ»، مِثالُ الثّاني: «زَيْدٌ لا عالِمٌ»، مِثالُ الثّالِثِ: «اللّاحَيُّ لا عالِمٌ»؛ هذا في الإيجابِ. أمّا في السَّلْبِ فمِثالُ الأوَّلِ: «اللّاحَيُّ لَيْسَ بعالِمٍ»، ومِثالُ الثّاني: «العالِمُ لَيْسَ بلا حَيٍّ»، ومِثالُ الثّالِثِ: «اللّاحَيُّ لَيْسَ بلا جَمادٍ». وغَيْرُ المَعْدُولَةِ بخِلافِها، ويُسَمّى غَيْرُ المَعْدُولَةِ في المُوجَبَةِ بالمُحَصَّلَةِ، وفي السّالِبَةِ بالبَسِيطَةِ.
ve aynı şekilde önerme, ma'dûle ve ma'dûle olmayan olarak ikiye ayrılır. Ma'dûle, olumsuzluk edatının ya da ya da her ikisinin bir parçası olduğu önermedir. Birincisinin örneği “Diri olmayan (lâ-hayy) cansızdır” sözümüz; ikincisinin örneği “Zayd âlim olmayandır (lâ-âlim)”; üçüncüsünün örneği “Diri olmayan âlim olmayandır”. Bu, olumlu önermededir. Olumsuz önermede ise birincisinin örneği “Diri olmayan âlim değildir”; ikincisinin örneği “Âlim diri olmayan değildir”; üçüncüsünün örneği “Diri olmayan cansız olmayan değildir”. Ma'dûle olmayan bunun aksidir; ma'dûle olmayana mûcibede muhassala, sâlibede ise basîta denir.
وقد يُذْكَرُ الجِهَةُ في القَضِيَّةِ فيُسَمّى مُوَجَّهَةً ورُباعِيَّةً أيْضًا. والمُوَجَّهاتُ خَمْسَةَ عَشَرَ: ثَمانِيَةٌ مِنْها بَسِيطَةٌ، وسَبْعَةٌ مِنْها مُرَكَّبَةٌ. أمّا البَسائِطُ فأحَدُها الضَّرُورِيَّةُ المُطْلَقَةُ، وهي الّتي حُكِمَ فيها بضَرُورَةِ ثُبُوتِ المَحْمُولِ لِلْمَوْضُوعِ أو سَلْبِهِ عنه ما دامَ ذاتُ المَوْضُوعِ مَوْجُودَةً، كقَوْلِكَ: «الإنْسانُ حَيَوانٌ بالضَّرُورَةِ» و«لَيْسَ بحَجَرٍ بالضَّرُورَةِ». والثّانِيَةُ الدّائِمَةُ المُطْلَقَةُ، وهي الّتي حُكِمَ فيها بدَوامِ ثُبُوتِ المَحْمُولِ لِلْمَوْضُوعِ أو سَلْبِهِ عنه، كقَوْلِكَ: «كُلُّ فَلَكٍ مُتَحَرِّكٌ بالدَّوامِ» و«لا شَيْءَ مِنَ الفَلَكِ بساكِنٍ بالدَّوامِ». والثّالِثَةُ المَشْرُوطَةُ العامَّةُ، وهي الّتي حُكِمَ فيها بضَرُورَةِ ثُبُوتِ المَحْمُولِ لِلْمَوْضُوعِ أو نَفْيِهِ عنه ما دامَ ذاتُ المَوْضُوعِ مَوْصُوفًا بالوَصْفِ العُنْوانِيِّ، والوَصْفُ العُنْوانِيُّ عِنْدَهم ما عُبِّرَ بِهِ عنِ المَوْضُوعِ، كقَوْلِنا: «كُلُّ كاتِبٍ مُتَحَرِّكُ الأصابِعِ بالضَّرُورَةِ ما دامَ كاتِبًا» و«لا شَيْءَ مِنَ الكاتِبِ بساكِنِ الأصابِعِ بالضَّرُورَةِ ما دامَ كاتِبًا». والرّابِعَةُ العُرْفِيَّةُ العامَّةُ، وهي الّتي حُكِمَ فيها بدَوامِ ثُبُوتِ المَحْمُولِ لِلْمَوْضُوعِ أو سَلْبِهِ عنه ما دامَ ذاتُ المَوْضُوعِ مُتَّصِفًا بالوَصْفِ العُنْوانِيِّ، كقَوْلِنا: «بالدَّوامِ كُلُّ كاتِبٍ مُتَحَرِّكُ الأصابِعِ ما دامَ كاتِبًا» و«بالدَّوامِ لا شَيْءَ مِنَ النّائِمِ بمُسْتَيْقِظٍ ما دامَ نائِمًا». والخامِسَةُ الوَقْتِيَّةُ المُطْلَقَةُ، وهي الّتي حُكِمَ فيها بضَرُورَةِ ثُبُوتِ المَحْمُولِ لِلْمَوْضُوعِ أو نَفْيِهِ عنه في وَقْتٍ مُعَيَّنٍ مِن أوْقاتِ الذّاتِ، كما تَقُولُ: «كُلُّ قَمَرٍ مُنْخَسِفٌ بالضَّرُورَةِ وَقْتَ حَيْلُولَةِ الأرْضِ بَيْنَهُ وبَيْنَ الشَّمْسِ» و«لا شَيْءَ مِنَ القَمَرِ بمُنْخَسِفٍ بالضَّرُورَةِ وَقْتَ التَّرْبِيعِ». والسّادِسَةُ المُنْتَشِرَةُ المُطْلَقَةُ، وهي الّتي حُكِمَ فيها بضَرُورَةِ ثُبُوتِ المَحْمُولِ لِلْمَوْضُوعِ أو نَفْيِهِ عنه في وَقْتٍ غَيْرِ مُعَيَّنٍ مِن أوْقاتِ الذّاتِ، نحوُ: «كُلُّ حَيَوانٍ مُتَنَفِّسٌ بالضَّرُورَةِ وَقْتًا ما» و «لا شَيْءَ مِنَ الحَجَرِ بمُتَنَفِّسٍ بالضَّرُورَةِ». والسّابِعَةُ المُطْلَقَةُ العامَّةُ، وهي الّتي حُكِمَ فيها بوُجُودِ المَحْمُولِ لِلْمَوْضُوعِ أو سَلْبِهِ عنه، أي في أحَدِ الأزْمِنَةِ الثَّلاثَةِ، كقَوْلِكَ: «كُلُّ إنْسانٍ ضاحِكٌ بالفِعْلِ» و«لا شَيْءَ مِنَ الإنْسانِ بضاحِكٍ». والثّامِنَةُ المُمْكِنَةُ العامَّةُ، وهي الّتي حُكِمَ فيها بسَلْبِ ضَرُورَةِ الجانِبِ المُخالِفِ، كقَوْلِكَ: «كُلُّ نارٍ حارَّةٌ بالإمْكانِ العامِّ» و«لا شَيْءَ مِنَ النّارِ ببارِدٍ بالإمْكانِ العامِّ».
Önermede bazen cihet zikredilir; o zaman önermeye muvecchehe, ayrıca rubâiyye (dörtlü) de denir. Muvecchehe on beştir: sekizi basit, yedisi . Basitlere gelince, birincisi zarûriyye-i mutlakadır: zâtı mevcut olduğu sürece konu için sabit olmasının ya da ondan olumsuzlanmasının olduğuna hükmedilen önermedir; “İnsan zarurî olarak hayvandır” ve “[İnsan] zarurî olarak taş değildir” demen gibi. İkincisi dâime-i mutlakadır: yüklemin konu için sabit olmasının ya da ondan olumsuzlanmasının daimî olduğuna hükmedilen önermedir; “Her felek daima hareketlidir” ve “Hiçbir felek sâkin değildir, daima” demen gibi. Üçüncüsü meşrûta-i âmmedir: konunun zâtı vasf-ı unvânî ile nitelendiği sürece yüklemin konu için sabit olmasının ya da ondan olumsuzlanmasının zarurî olduğuna hükmedilen önermedir. Vasf-ı unvânî, onlara göre, konunun kendisiyle ifade edildiği şeydir; “Her kâtip, kâtip olduğu sürece zarurî olarak parmakları hareketlidir” ve “Hiçbir kâtip, kâtip olduğu sürece zarurî olarak parmakları sâkin değildir” sözümüz gibi. Dördüncüsü örfiyye-i âmmedir: konunun zâtı vasf-ı unvânî ile nitelendiği sürece yüklemin konu için sabit olmasının ya da ondan olumsuzlanmasının daimî olduğuna hükmedilen önermedir; “Daima, her kâtip, kâtip olduğu sürece parmakları hareketlidir” ve “Daima, hiçbir uyuyan, uyuduğu sürece uyanık değildir” sözümüz gibi. Beşincisi vaktiyye-i mutlakadır: vakitlerinden belirli bir vakitte yüklemin konu için sabit olmasının ya da ondan olumsuzlanmasının zarurî olduğuna hükmedilen önermedir; “Her ay, yer onunla güneş arasına girdiği vakit zarurî olarak tutulmuştur” ve “Hiçbir ay, tarbî' (dördün) vaktinde zarurî olarak tutulmuş değildir” demen gibi. Altıncısı münteşire-i mutlakadır: zâtın vakitlerinden belirli olmayan bir vakitte yüklemin konu için sabit olmasının ya da ondan olumsuzlanmasının zarurî olduğuna hükmedilen önermedir; “Her hayvan bir vakit zarurî olarak nefes alandır” ve “Hiçbir taş zarurî olarak nefes alan değildir” gibi. Yedincisi mutlaka-i âmmedir: yüklemin konu için var olduğuna ya da ondan olumsuzlandığına, yani üç zamandan birinde [geçmişte, şimdi ya da gelecekte], hükmedilen önermedir; “Her insan gülendir” ve “Hiçbir insan gülen değildir” demen gibi. Sekizincisi mümkine-i âmmedir: karşı taraftaki zaruretin olumsuzlandığına hükmedilen önermedir; “Her ateş imkân-ı âm ile sıcaktır” ve “Hiçbir ateş imkân-ı âm ile soğuk değildir” demen gibi.
Hâriciyye dıştaki varlık bakımından, zihniyye önerme zihindeki varlık bakımından, hakikiyye önerme ise bu iki mahalden bağımsız olarak nefsü'l-emrde sabit olmak bakımından hüküm verir.
Soru 3
“Her kâtip, yazdığı sürece zarurî olarak parmaklarını hareket ettirendir.” Bu hangi mevcehe önermedir?
Meşrûta-i âmme, unvan vasfıyla, burada “kâtip” vasfıyla nitelendiği sürece olduğuna hükmeder; zarûriyye-i mutlaka ise konunun zâtı mevcut olduğu sürece zarurî olduğuna hükmeder.