Ana sayfa / Indian path · level 2 / Ders 18 / 25

Kilitli

Şartlı ve istisnâî kıyaslar

3. Seviye'ye dön

Preview

A look at lesson 18 of level 2. Level 2 opens after level 1; until then you can read this lesson, but its test and the way on stay closed.

Indian path · level 2 · al-Mirqāt · Ders 18 / 25

Şartlı ve istisnâî kıyaslar

Kıyas

القِيَاس

Arabic text after the print of Deoband after 1336/1917 · translation by The Mantiqi, draft

About this text

al-Mirqāt المِرْقاة

Faḍl-i Imām Khayrābādī (d. 1243 or 1244/1828–29)

Text
Arabic: al-Mirqāt, with al-Shīrkūtī's gloss al-Mirʾāt (gloss not reproduced), checked against the Delhi print of 1286/1869 (Sayyid al-Maṭābiʿ); vowel marks added by The Mantiqi (draft), Kutub Khāna Iʿzāziyya, Deoband after 1336/1917 View the scan
Translation
The Mantiqi's own; a draft.
Review
Draft, awaiting review by Ustadh Muhammad Yusuf.

Metin Faḍl-i Imām Khayrābādī

فصل في الاقترانيات من الشرطيات

وحالُها في انْعِقادِ الأشْكالِ الأرْبَعَةِ والضُّرُوبِ المُنْتِجَةِ والشَّرائِطِ المُعْتَبَرَةِ كحالِ الاقْتِرانِيّاتِ مِنَ الحَمْلِيّاتِ سَواءً بسَواءٍ. مِثالُ الشَّكْلِ الأوَّلِ في المُتَّصِلَةِ: «كُلَّما كانَ زَيْدٌ إنْسانًا كانَ حَيَوانًا، وكُلَّما كانَ حَيَوانًا كانَ جِسْمًا» يُنْتِجُ: «كُلَّما كانَ زَيْدٌ إنْسانًا كانَ جِسْمًا». مِثالُ الشَّكْلِ الثّانِي: «كُلَّما كانَ زَيْدٌ إنْسانًا كانَ حَيَوانًا، ولَيْسَ البَتَّةَ إذا كانَ حَجَرًا كانَ حَيَوانًا» يُنْتِجُ: «لَيْسَ البَتَّةَ إنْ كانَ زَيْدٌ إنْسانًا كانَ حَجَرًا». مِثالُ الثّالِثِ مِنْها: «كُلَّما كانَ زَيْدٌ إنْسانًا كانَ حَيَوانًا، وكُلَّما كانَ زَيْدٌ إنْسانًا كانَ كاتِبًا» يُنْتِجُ: «قد يَكُونُ إذا كانَ زَيْدٌ حَيَوانًا كانَ كاتِبًا». وأمّا الاقْتِرانِيُّ الشَّرْطِيُّ المُؤَلَّفُ مِنَ المُنْفَصِلاتِ فمِثالُهُ مِنَ الشَّكْلِ الأوَّلِ: «إمّا كُلُّ ا ب أو كُلُّ ج د، ودائِمًا كُلُّ د ه أو كُلُّ د ز» يُنْتِجُ: «دائِمًا إمّا كُلُّ ا ب أو كُلُّ ج ه أو كُلُّ د ز». وأمّا الاقْتِرانِيُّ الشَّرْطِيُّ المُرَكَّبُ مِن حَمْلِيَّةٍ ومُتَّصِلَةٍ فكقَوْلِنا: «كُلَّما كانَ ب ج فكُلُّ ج [د]، وكُلُّ [د] ا» يُنْتِجُ: «كُلَّما كانَ ب ج فكُلُّ ج ا». وعلى هذا القِياسِ باقِي التَّرْكِيباتِ.

Bunların dört teşekkülünde, darblarda ve itibar edilen şartlarda durumu, oluşan kıyasların durumunun tıpatıp aynısıdır. Muttasıllarda birinci şeklin örneği: “Ne zaman Zayd insan olursa hayvandır; ne zaman hayvan olursa cisimdir”; bu, “Ne zaman Zayd insan olursa cisimdir” verir. İkinci şeklin örneği: “Ne zaman Zayd insan olursa hayvandır; asla değildir ki taş olduğunda hayvan olsun”; bu, “Asla değildir ki Zayd insan olduğunda taş olsun” sonucunu verir. Bunlardan üçüncüsünün örneği: “Ne zaman Zayd insan olursa hayvandır; ne zaman Zayd insan olursa kâtiptir”; bu, “Bazen Zayd hayvan olduğunda kâtip olur” sonucunu verir. Munfasıllardan oluşan iktirânî gelince, birinci şekilden örneği şudur: “Ya her A B'dir ya da her C D'dir; daima her D H'dir ya da her D Z'dir”; bu, “Daima ya her A B'dir ya her C H'dir ya da her D Z'dir” sonucunu verir. Bir hamlî ile bir iktirânî şartlı kıyasa gelince, şu sözümüz gibidir: “Ne zaman B C ise her C [D]'dir; her [D] de A'dır”; bu, “Ne zaman B C ise her C A'dır” sonucunu verir. Geri kalan terkipler de bu kıyasa göredir.

al-Mirqāt · s. 42

فصل في القياس الاستثنائي

وهو مُرَكَّبٌ مِن مُقَدِّمَتَيْنِ، أي قَضِيَّتَيْنِ، إحْداهُما شَرْطِيَّةٌ والأُخْرى حَمْلِيَّةٌ، ويَتَخَلَّلُ بَيْنَهُما كَلِمَةُ الاسْتِثْناءِ، أعْنِي «إلّا» وأخَواتِها، ومِن ثَمَّ يُسَمّى اسْتِثْنائِيًّا. فإنْ كانَتِ الشَّرْطِيَّةُ مُتَّصِلَةً فاسْتِثْناءُ عَيْنِ المُقَدَّمِ يُنْتِجُ عَيْنَ التّالِي، واسْتِثْناءُ نَقِيضِ التّالِي يُنْتِجُ رَفْعَ المُقَدَّمِ، كما تَقُولُ: «كُلَّما كانَتِ الشَّمْسُ طالِعَةً كانَ النَّهارُ مَوْجُودًا، لكِنَّ الشَّمْسَ طالِعَةٌ» يُنْتِجُ: «فالنَّهارُ مَوْجُودٌ»، «لكِنَّ النَّهارَ لَيْسَ بمَوْجُودٍ» يُنْتِجُ: «فالشَّمْسُ لَيْسَتْ بطالِعَةٍ». وإنْ كانَتْ مُنْفَصِلَةً حَقِيقِيَّةً فاسْتِثْناءُ عَيْنِ أحَدِهِما يُنْتِجُ نَقِيضَ الآخَرِ، وبالعَكْسِ؛ وفي مانِعَةِ الجَمْعِ يُنْتِجُ القِسْمُ الأوَّلُ دُونَ الثّانِي، وفي مانِعَةِ الخُلُوِّ القِسْمُ الثّانِي دُونَ الأوَّلِ. وهٰهُنا قَدِ انْتَهَتْ مَباحِثُ القِياسِ بالقَوْلِ المُجْمَلِ، والتَّفْصِيلُ مَوْكُولٌ إلى الكُتُبِ الطِّوالِ، والآنَ نَذْكُرُ طَرَفًا مِن لَواحِقِ القِياسِ.

O, iki öncülden, yani iki ; biri , diğeri ; ikisinin arasına istisnâ kelimesi, yani “illâ” (“ancak, -den başka”) ve kardeşleri girer; bu yüzden diye adlandırılır. Şartlı önerme ise kendisinin istisnâsı (olumlanması) kendisini, tâlînin istisnâsı da mukaddemin ref'ini (ortadan kalkmasını) verir. Şöyle dersin: “Ne zaman güneş doğmuşsa gündüz mevcuttur; fakat güneş doğmuştur”; bu, “öyleyse gündüz mevcuttur” sonucunu verir; “fakat gündüz mevcut değildir”; bu, “öyleyse güneş doğmuş değildir” sonucunu verir. Hakikî ise ikisinden birinin kendisinin istisnâsı diğerinin nakîzini netice verir; bunun tersi de [geçerlidir]. Mâniatü'l-cem'de birinci kısım netice verir, ikincisi vermez; mâniatü'l-hulüvde ise ikinci kısım netice verir, birincisi vermez. Burada konuları mücmel olarak sona ermiş oldu; tafsilat uzun kitaplara bırakılmıştır. Şimdi kıyasın lâhikalarından (ona bağlı konulardan) bir kısmını zikredeceğiz.

al-Mirqāt · s. 42

Kendini sına

Şerhin açıkladıkları üzerine 3 soru. 10 üzerinden 6 veya daha fazlasıyla (iki yıldız) sonraki ders açılır.

  1. Soru 1

    el-Mirkât'a göre şartlı önermelerden oluşan iktirânî kıyaslar şekillerini nasıl oluşturur?

  2. Soru 2

    “Ne zaman güneş doğmuşsa gündüzdür; fakat gündüz değildir.” el-Mirkât'a göre bundan ne çıkar?

  3. Soru 3

    Munfasılı mâniatü'l-cem' olan istisnâî bir kıyasta hangi çıkarım geçerlidir?

Sıradaki ders: İstikrâ, temsil, hulf, madde ve sûret

Devam et →