وأمَّا العَرَضيُّ فإمَّا أن يمتنعَ انفكاكُهُ عن الماهية، وهو العَرَضُ اللازمُ، أو لا يمتنعَ انفكاكُهُ، وهو العرضُ المُفارِقُ، وكلُّ واحدٍ منهما، إما أن يختصَّ بحقيقةٍ واحدةٍ، وهو الخاصةُ كالضاحكِ بالقوةِ أو الفعل للإنسان، وتُرسَمُ: بأنها كليةٌ تُقالُ على ما تحتَ حقيقةٍ واحدةٍ فقط قولاً عرضياً، وإما أن يَعُمَّ حقائقَ فوقَ واحدةٍ، وهو العرضُ العامُّ كالمُتنفِّسِ بالقوَّة، أو الفعل للإنسان وغيره، ويُرسَمُ: بأنه كليٌّ يُقالُ على ما تحتَ حقائقَ مختلفة قولاً عرضياً
العرضيُّ: إمَّا لازمٌ أو مُفارقٌ، لأنه إما أن يمتنع انفكاكُهُ من الماهية، أو لا يمتنعَ انفكاكهُ منها، والأوَّلُ هو العرضُ اللازمُ كالكتابة بالقوة بالنسبة إلى الإنسان، والثاني هو العرضُ المفارقُ كالكتابة بالفعل بالنسبة إلى الإنسان، وكلُّ واحد منهما، إما خاصَّةٌ أو عَرَضٌ عامٌّ، لأنه إن اختصَّ بحقيقةٍ واحدةٍ فقط، فهو الخاصَّةُ كالضاحك بالقوة أو بالفعل بالنسبة إلى الإنسان، فإن الضاحك بالقوة عرضٌ لازمٌ له لأنه لا ينفكُّ عن ماهية الإنسان، مختصٌّ بحقيقةٍ واحدةٍ وهي ماهية الإنسان والضاحكُ بالفعل عرضٌ مفارقٌ، لأنه ينفكُّ عن ماهية الإنسان مُختصٌّ بها، وتُرسَمُ أي الخاصة: بأنها كليةٌ تقالُ على ما تحتَ حقيقةٍ واحدةٍ فقط قولاً عرضياً، قوله كليةٌ: مستدرَكٌ كما مَرَّ غيرَ مرَّةٍ، وقوله تقال على ما تحت حقيقةٍ واحدةٍ: جنسٌ شاملٌ للكلياتِ الخمسِ، وقوله فقط: يُخرِجُ الجنسَ والعرضَ العامَّ لكونهما مقولين على ما تحت حقائقَ مختلفةٍ، وقوله قولاً عرضياً: يُخرجُ النوعَ والفصلَ، لأنهما مقولان على ما تحت حقيقةٍ واحدةٍ قولاً ذاتياً لا عرضياً، وإن لم يختصَّ كلُّ واحدٍ من اللازم والمفارق بحقيقةٍ واحدةٍ، بل يعمُّ حقائق فوق واحدة فهو العرضُ العامُّ كالمُتنفِّس بالقوة والفعل للإنسان وغيره من الحيوانات، فإن المتنفِّس بالقوة عرضٌ لازمٌ غيرُ منفكٍّ عن ماهية الإنسان، وغيرُهُ من الحيوانات غيرُ مُختصٍّ بحقيقةٍ واحدةٍ، والمتنفِّسُ بالفعل عرضٌ مفارقٌ ينفكُّ عن ماهيتها غيرُ مختصٍّ بماهيةٍ واحدةٍ، ويُرسَمُ العَرَضُ العامُّ: بأنه كليٌّ يقالُ على ما تحت حقائقَ مختلفةٍ قولاً عرضياً، قوله كليٌّ: زائدٌ كما مَرَّ، وقوله يقال: جنسٌ شاملٌ للكليات، وقوله على ما تحت حقائق مختلفةٍ: يُخرِجُ النوعَ والفصلَ والخاصَّةَ، لأنها لا تُقالُ إلا على ما تحت حقيقةٍ واحدةٍ، وقوله قولاً عرضياً: يُخرِجُ الجنسَ، لأنه قولٌ ذاتيٌّ لا عرضيٌّ، وكونُ هذه التعريفات للكليات رسوماً بناءً على إمكان أن يكون لها ماهياتٌ وراءَ تلك المفهومات التي ذكرناها ملزوماتٌ مساويةٌ لها، إلا أنَّ المُناسب ههنا ذكرُ التعريف الذي هو أعمُّ، لأن عدم العلم بأنها حدودٌ لا يوجب العلم بأنها رسومٌ.
ya ya da mufârıktır. Çünkü ya ayrılması imkânsızdır ya da imkânsız değildir. Birincisi araz-ı lâzımdır, insana nisbetle yazı yazmak gibi; ikincisi araz-ı mufârıktır, insana nisbetle yazı yazmak gibi. Bu ikisinden her biri ya ya da . Çünkü yalnızca tek bir özgü ise hâssadır, insana nisbetle bilkuvve ya da bilfiil “gülen” gibi. Bilkuvve gülen, insan için araz-ı lâzımdır, çünkü insanın mâhiyetinden hiç ayrılmaz ve yalnızca tek bir hakikate, yani insanın mâhiyetine özgüdür. Bilfiil gülen ise araz-ı mufârıktır, çünkü insanın mâhiyetinden ayrılabilir; bununla birlikte yalnızca ona özgüdür. Hâssa şöyle resmedilir: “Yalnızca tek bir hakikatin altına girenler hakkında arazî olarak söylenen .” Müellifin “küllî” sözü, birçok kez geçtiği gibi fazladır. “Tek bir hakikatin altına girenler hakkında söylenen” sözü, beş küllîyi kapsayan [tarifte] bir . “Yalnızca” sözü cinsi ve araz-ı âmmı dışarıda bırakır; çünkü bu ikisi farklı hakikatlerin altına girenler hakkında söylenir. “Arazî olarak” sözü ve dışarıda bırakır; çünkü bu ikisi tek bir hakikatin altına girenler hakkında arazî olarak değil, olarak söylenir. Lâzım ve mufârıktan her biri yalnızca tek bir hakikate özgü olmayıp birden fazla hakikati kapsarsa araz-ı âmdır, insana ve diğer hayvanlara nisbetle bilkuvve ve bilfiil “nefes alan” gibi. Bilkuvve nefes alan araz-ı lâzımdır; insanın ve diğer hayvanların mâhiyetinden ayrılmaz ve yalnızca tek bir hakikate özgü değildir. Bilfiil nefes alan ise araz-ı mufârıktır; onların mâhiyetinden ayrılabilir ve yalnızca tek bir mâhiyete özgü değildir. Araz-ı âm şöyle resmedilir: “Farklı hakikatlerin altına girenler hakkında arazî olarak söylenen küllî.” Müellifin “küllî” sözü, daha önce geçtiği gibi zâittir. “Söylenen” sözü, küllîleri kapsayan [tarifte] bir cinstir. “Farklı hakikatlerin altına girenler hakkında” sözü nev'i, faslı ve hâssayı dışarıda bırakır; çünkü bunlar yalnızca tek bir hakikatin altına girenler hakkında söylenir. “Arazî olarak” sözü cinsi dışarıda bırakır; çünkü o, arazî olarak değil zâtî olarak söylenir. Küllîlerin bu tariflerinin sayılması, küllîlerin, zikrettiğimiz bu kavramların ötesinde, bu kavramları gerektiren ve onlarla müsâvî olan mâhiyetlerinin bulunmasının mümkün olmasına dayanır. Ancak burada uygun olan, daha genel olan “tarif” kelimesini kullanmaktır; çünkü bunların olduğunu bilmemek, onların resim olduğunu bilmeyi gerektirmez.
Sharḥ Īsāghūjī · s. 29