القولُ الشارحُ، الحدُّ: قولٌ دالٌّ على ماهية الشيء، وهو الذي يَتركَّبُ من جنس الشيء وفصلهِ القريبين كالحيوان الناطق بالنسبة إلى الإنسان، وهو الحدُّ التامُّ، والحدُّ الناقصُ: وهو الذي يتركَّبُ من الجنس البعيدِ وفصلهِ القريب كالجسم النَّاطق بالنسبة إلى الإنسانِ، والرسمُ التامُّ: وهو الذي يتركَّبُ من جنس الشيء القريب وخاصَّتهِ اللازمةِ كالحيوان الضاحك في تعريف الإنسان، والرسمُ الناقصُ: وهو الذي يتركَّبُ من عَرَضياتٍ تختصُّ جملتُها بحقيقةٍ واحدةٍ كقولنا في تعريف الإنسان: إنَّهُ مَاشٍ على قدميه، عريضُ الأظفار، بادي البشرة، مستقيمُ القامة، ضحَّاكٌ بالطَّبعِ
العلمُ على نوعين، أحدهما القولُ الشارحُ والآخرُ الحُجَّةُ. لأنه إن كان تصوُّراً مع عدمِ اعتبار الحكم فيه مُوصلاً إلى المطلوب التصوري، فهو القولُ الشارحُ، وإن كان تصوراً مع اعتبار الحكم فيه مُوصلاً إلى المطلوب التصديقيِّ، فهو الحُجَّةُ، وإذا عرفتَ هذا فنقولُ: من تلك الاصطلاحات المنطقية المذكورة القولُ الشارحُ، وهذا التعريفُ أعمُّ من أن يكون حداً أو رسماً، والحدُّ: قولٌ دالٌّ على ماهية الشيءِ، فقوله قولٌ دالٌّ: جنسٌ شاملٌ للحدِّ والرسمِ، وقوله على ماهية الشيء: يُخرِجُ الرسمَ كما سنبيِّنه، هذا هو تعريفُ الحدِّ، وقيل: لم يَجُزْ تعريفُهُ لئلا يلزمَ التَّسلسلُ. قلنا: لا نُسلِّمُ لزومَ التسلسل، لأن حدَّ الحدِّ نفسُ الحدِّ كما أَنَّ وجودَ الوجودِ نفسُ الوجودِ، والحدُّ ينقسمُ إلى قسمين تامٍّ وناقصٍ، والحدُّ التام: هو الذي يتركَّبُ من جنسِ الشيء وفصله القريبين كالحيوان الناطق بالنسبة إلى الإنسان، فإنك إذا قلتَ: ما الإنسانُ، فيقال: الحيوانُ الناطقُ، ومثلُ هذا هو الحدُّ التامُّ، أما كونُهُ حدًّا، فلأن الحدَّ في اللغة المنعُ، وهذا لكونه مُشتملاً على الذاتيات مانعٌ من دخول الغير فيه، وأما كونُهُ تاماً فلكون الذاتيات مذكورةً بتمامها فيه، والحدُّ النَّاقصُ: وهو الذي يتركَّبُ من الجنس البعيد وفصله القريب كالجسم الناطق بالنسبة إلى الإنسان، فإنه إذا سئل عن الإنسان بما هو، وأُجيب بأنه جسمٌ ناطقٌ كان الحدُّ ناقصاً، أما كونُهُ حدًّا فلما مَرَّ، وأما كونُهُ ناقصاً فلعدم ذكر بعض الذاتيات فيه، والرسمُ أيضاً ينقسمُ إلى قسمين: تامٍّ وناقصٍ، أمَّا الرسمُ التامُّ: فهو الذي يتركَّبُ من جنس الشيءِ القريب والخاصة اللازمة له كالحيوانِ الضاحك في تعريف الإنسان، أَمَّا كونهُ رَسماً فلأنَ رسمَ الدارِ أثرُها، ولمَّا كان هذا التعريفُ بالخاصَّةِ اللازمةِ التي هي من أثرِ الشيء كان تعريفاً بالأثرِ، وأما كونُهُ تاماً فلتحقُّقِ المُشابهةِ بينه وبين الحدِّ التامِ من جهة أَنَّهُ وُضِعَ فيه الجنسُ القريبُ، وقيّدَ بأمر يختصّ بالشيء وأما الرسمُ الناقصُ: فهو الذي يتركَّبُ من العرضيات التي تختصُّ جملتُها، لا كلُّ واحدٍ منها، بحقيقةٍ واحدةٍ كقولنا في تعريف الإنسان: أنه ماشٍ على قدميه عريضُ الأظفارِ بادي البشرةِ مستقيمُ القامةِ ضحَّاكٌ بالطبعِ، فإن جملةَ هذه الأمور العرضية مختصَّةٌ بالإنسان لا غير، بخلاف كلِّ واحد منها لوجود بعضٍ منها في غيره أيضاً، أما كونهُ رسماً فلما مَرَّ من أن الخاصةَ اللازمةَ من آثار الشيءِ، فيكونُ تعريفاً بالأثر الذي هو الرسمُ، وأمَّا كونُهُ ناقصاً فلعدمِ ذكر بعض أجزاء الرسم التامِّ فيه حتَّى تتحقَّقَ المشابهةُ بينهُ وبينَ الحدِّ الناقص كتحقُّقِها بين الرسمِ التامِ والحدِّ التامِ.
İlim [arananı elde ettiren] iki çeşittir: biri , diğeri hüccettir. Çünkü içinde hüküm itibar edilmeyen ve aranan bir ulaştıran bir tasavvur ise kavl-i şârihtir; içinde hüküm itibar edilen ve aranan bir ulaştıran [bilgi] ise hüccettir. Bunu öğrendiysen deriz ki: zikredilen o ıstılahlarından biri kavl-i şârihtir. Bu ad daha geneldir; hem haddi hem resmi kapsar. , “bir şeyin eden sözdür.” Müellifin “delâlet eden söz” ifadesi, haddi ve resmi kapsayan [tarifte] bir ; “bir şeyin mâhiyetine” ifadesi ise, açıklayacağımız gibi, resmi dışarıda bırakır. Haddin tarifi budur. gerekmesin diye haddin tarif edilemeyeceği söylenmiştir. Deriz ki: teselsülün gerektiğini kabul etmiyoruz; çünkü varlığın varlığı varlığın kendisi olduğu gibi, haddin haddi de haddin kendisidir. Had iki kısma ayrılır: tâm ve nâkıs. Hadd-i tâm, şeyin yakın cinsi ile yakın oluşandır, insana nisbetle “ hayvan” gibi: “insan nedir?” diye sorduğunda “nâtık hayvan” denir; bunun gibisi hadd-i tâmdır. Had olmasına gelince, çünkü had lügatte men' (engellemek) demektir ve bu söz, zâtîleri içerdiği için başka bir şeyin ona girmesine engel olur. Tâm olmasına gelince, çünkü zâtîler onda eksiksiz olarak zikredilmiştir. Hadd-i nâkıs, uzak cins ile yakın fasıldan oluşandır, insana nisbetle “nâtık cisim” gibi: insan hakkında “o nedir?” diye sorulup onun nâtık bir cisim olduğu cevabı verilirse had nâkıs olur. Had olması, daha önce geçen sebepledir; nâkıs olması ise zâtîlerin bazısının onda zikredilmemesindendir. de iki kısma ayrılır: tâm ve nâkıs. Resm-i tâm, şeyin yakın cinsi ile ona olan hâssadan oluşandır, insanın tarifinde “gülen hayvan” gibi. Resim olmasına gelince, çünkü evin resmi onun izidir (eseridir); bu tarif, şeyin eserlerinden olan lâzım bir ile yapıldığından, eserle yapılmış bir tarif olur. Tâm olmasına gelince, hadd-i tâmla arasında benzerlik bulunmasındandır: onda yakın cins konulmuş ve şeye özgü bir şeyle kayıtlanmıştır. Resm-i nâkıs ise, her biri tek başına değil, toplamı yalnızca tek bir özgü olan niteliklerden oluşandır; insanın tarifinde şöyle dememiz gibi: “İki ayağı üzerinde yürür, tırnakları geniştir, derisi çıplaktır, boyu dikdir ve tabiatı gereği güler.” Bu arazî niteliklerin toplamı insana özgüdür, başkasına değil; her biri tek başına ise böyle değildir, çünkü bazıları başka şeylerde de bulunur. Resim olması, daha önce geçtiği üzere lâzım hâssanın şeyin eserlerinden olmasındandır; dolayısıyla bu, eserle yapılmış bir tariftir ki resim de budur. Nâkıs olması ise resm-i tâmın bazı parçalarının onda zikredilmemesindendir; böylece resm-i tâm ile hadd-i tâm arasında benzerlik bulunduğu gibi, bununla hadd-i nâkıs arasında da benzerlik bulunur.
Sharḥ Īsāghūjī · s. 33